Cemal Çelik
 
 
Anasayfa
Ziyaretçi Defteri
 
 
 

 

 

 

 
Özel Arama

 

 

Görüş Defteri

Anasayfa | Defteri Oku | Mesaj Yaz

29 Sayfada 283 mesaj gösteriliyor
<< ilk sayfa  |  < Önceki  |  1 2 3 4 5 6 7 8 9  |  Sonraki >  |  En Son >>

Gönderen Mesaj:
İsim: Serkan KAV
Nerden: İstanbul
E-mail: kav_sekocan@hotmail.com
Merhabalar benim bçr önerim olucak görüyorum ki ziyaretçi sayfası forum sayfası haline gelmiş site sakinleri site hakkında ki yorumlarından ziyade güzel bilgiler, düşünceler, fikirler, şiirler, yazılar paylaşılmaya başlamış ben Cemal ÇELİK'in yeğeni olarak sitenin daha güzel hale gelmesini ve siteye ek olarak "forum sayfası" site sakinlerinin bilgilerini, duyrularını, yazılarını paylaşabileceği bir sayfa olmasını talep ediyorum.
Ekleme: December 2, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  
Gönderen Mesaj:
İsim: RİZA ATAMAN
Nerden: GÜLSUYU
E-mail: aynur-ataman@hotmail.com

 

Private post. Click to view.


Ekleme: November 25, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  
Gönderen Mesaj:
İsim: Orhan ÇELİK
Nerden: İstanbul
E-mail: or_ce@hotmail.com
Öyle insanlar varki çevremizde... Bilmişlik taslayan tarihini bilmeyen güya araştırmacı ama alıntılarla göz boyamaya çalışan..

Aşağıda da onlardan biri var.. Güya Alevi tarihini bilidğini var sayan ve ÇORUM dan yazan..

Soruyorum buradan sen hiç arşivlere gittin mi.. Dolmabahçeye yolun düştümü.. yada Başbakanlığa bağlı Arşivler genel md de bulundu mu.. Devasa bir kaynaklar maclumesi... Belgelerin arasında kayboluyorsun öğrendikçe dizleriz titriyor küçülüyor küçülüyor küçülüyorsun.

Öyle alıntılarla değil... Klavye başına geçmekle hiç değil..

Bir mezar taşının sahibi bulmak için tam 6 ayımı verdim o belgelerin arasında.. bunu bizaat yaşayan biri olarak anlatıyorum.. Somut delillere ulaşamadığım dolayıda bazı sözde DEDE lerimiz gibi de sallamıyorum o mezar hakkında..

Aleviliği tartışacak kadar kendimi bilgi ve belge birikiminde de hissetmiyorum kendimi tüm bunları gördükçe.. Ama sizin gibi palavra düzmece ve alıntılarla da milletimi de arkadaşlarımı ve dostlarımı kandırmaya çalışmıyorum.. Ben ne isem oyun.. Bir Cemal ÇELİK yiğeniyim..

Yazılarınızdan dolayı esefle protesto ediyorum sizi.. gençliği insanları bu siteye girenleri yanlış yönlendirmeye çalışmakla ne çıkar sağlayacağınızı düşünüyorum...
Ekleme: November 25, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  
Gönderen Mesaj:
İsim: myuzzpug
Nerden: uadwcteb
zetia for
Ekleme: November 20, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  
Gönderen Mesaj:
İsim: syvkkcsa
Nerden: zholxnps
ORDER SYN FLEX FOR PETS
Ekleme: November 20, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  
Gönderen Mesaj:
İsim: ALİ özden
Nerden: ÇORUM
E-mail: biralevi@gmail.com
Kırklar Cemi Masalı
Cem eski şaman Türklerinin ve Zerdüşt kürtlerinin yaptıkları toplumsal,kültürel bir toplantıdır.Özellikle şamanların hayatı incelendiğinde hasat dönemlerinde geniş meydanlarda kadınlı erkekli toplanarak şölen yaptıkları,kurban kestikleri şaman dede ve babalarını dinleyip ozanlarının çaldığı kopuz yada saz larla değişik figürlerde semah denilen halk oyunlarını sergilediklerini görüyoruz.Sonradan bu MEYDAN dedikleri yer,yerleşik düzene geçildikten sonra MEYDAN EVİ’ne dönüşmüş ve islam sonrası da bu meydan evine Cemevi denilmiştir.Bu kitleler İslamiyet ile tanıştıktan sonra da bu eski kültürlerinden vazgeçmemişler ve bu kültürlerinin içine İslami unsurlarda katarak yaşatmaya çalışmışlardır.Eskilerde Meydanlarda toplanarak hasadı yada belli günleri kutlayan,dede ve babalarının anlattıkları öyküleri dinleyip,kımız,şarap içip ve halk ozanlarının kopuzları eşliğinde semah denilen değişik figürleri sergileyen bu insanlar zamanla islamiyetin de etkisiyle içerisinde İslama ait öykülerinde yer aldığı söylenceleri dinlemişler ve yine saz eşliğinde semah dönmüşlerdir.İslam fıkhını yeterince öğrenemeyen bu kitleler şaman töresine
göre ibadet ölçüsünde yaptıkları bu kültürel olguları İslami ibadet diyede kabul etmişler ve günümüze kadar da taşımışlardır.Yaptıkları olayın İslami dayanağı olmadığını bilen uyanıklarda bu olayı islamileştirmek! için de Kırklar Cemi adı altında uydurulan masalımsı ve mantık dışı olayı uydurarak bilgi diye,cem ve semah’ın kökeni diye kitlelere sunmuşlar ve Alevi kitleyi yüzyıllarca uyutmuşlar,kandırmışlardır.Yani Cem , Semah ve içki olayını kitlelere mal etmek isteyen sözüm ona uyanıklar! Bu konularda Kur’an dan yada Oniki İmamlardan kanıt bulamayınca Kırklar Cem’i masalını uydurdular ve yüzyıllarca yıldır da anlatıyorlar.Ne yazık ki günümüzde dahi Cem’i ve semahı alevi ibadeti sanan cahiller bulunmaktadır.Şimdi biz bu kırklar cemi diye anlatılan olayı kısaca anlatım bunun neden gerçek dışı olduğunu kanıtlayacağız.Değişik varyantlarda anlatılan kırklar masalı şöyle gelişiyor:

‘Hz.Peygamber,Miraç öncesi veya dönüşünde ilahi katmanlardan bir yere gelir ve bir kapıyı çalar. İçeriden kim o ?diye sorulur.Peygamberde Ben Resulüm,içeri girmek istiyorum der.İçerdeki ses:Aramızda Resule yer yok sen git ümmetine peygamber ol .der ve O’nu içeri almaz.Bu olay üç kez tekrarlandıktan sonra Peygamberimiz Kim o diye sorulunca Ben Yoksulum .der ve kapı açılıverir! Peygamber içeri girdiğinde 39 kişi görür.Peygambere bir üzüm tanesini sıkıp şerbet yapıp sunarlar ve hepside bu şerbetten içerek kendilerinden geçip mest olurlar.Peygamber siz kimlersiniz ?diye sorunca Biz kırklarız derler.Peygamber 39 kişi saydım deyince Selman da var birazdan gelecek derler ve o da gelir.Bu şerbeti içenler az sonra Başta Hz.Ali olmak üzere semaha başlarlar ve Peygamber miraç yolunda bir aslanda gördüğü
yüzüğü Ali’de de görünce Ali’nin yüceliğini görür ve o da semaha katılır.’

İşte yüzyıllarca bu masalla Alevi halkını Alevilik yolu budur diye cem yaptırıp,semah döndürdüler ve içirdiler.Oysa bu olay tamamen uydurmadır. Çünkü :

1-Eğer bu kırklar bu kadar yüce insanlarsa neden kimse onların hepsinin ismini sayamıyor?Ya da hiçbir kaynak onların ismini yazamıyor?Sayamıyor ve yazamıyor çünkü uydurmadır.....

2-İslam ile ya da On iki imam ile ilgili bir çok yazılı kaynak varken,Neden anadolu dışında yaşayan müslümanlar yada Aleviler bu öyküyü bilmiyor?Neden bu uydurma öykü sahte buyruk ve Bektaşi eserlerinde yer alıyorda .İslamın temel kaynaklarında yer almıyor?Çünkü öykü anadoluda uydurulmuştur.

3-Hz.Ali hayatının tümünü kainatın efendisi en şerefli canlısı Hz.Muhammed’in yolunda harcamışken ve O’nun damadı,akrabası ve vasisi iken nasıl olurda O’nu içeri almaz.?Bu Alevilik düşmanı hainler bu masalla Hz.Ali’yi Peygamber tanımaz !biri olarak tanıttıklarının farkında değiller mi ?Yoksa Hz.Peygamberi dışlayan bir anlayışı özellikle mi sergilemek istiyorlar.

4-Bazıları Kırkların içerisinde İmma Hasan ve Hüseyinin de olduğunu söylüyorlar ,Oysa Miraç olayı Mekke döneminde olmuştu ve Hz.Ali ile Hz.Fatıma ise Medine döneminde evlenmişler ve İmam Hasan ve İmam Hüseyin medine de dünyaya gelmişlerdi.Onlar daha dünyada yokken olan bir olayın! İçinde nasıl olabiliyorlardı?

5-Yine Hz..Ali’nin sadık dostlarından olan Selman Fariside medine döneminde müsliman olmuştu ve mekke döneminde müslüman değildi.Nasıl oluyor da Selman’da anlatılan bu olayda yer alabiliyor?

6-Bu olay doğruysa ! ve bu kadar da önemliyse ! neden Peygamber ve Oniki İmamlar hayatlarında bir kez bile olsa Cem yapmıyor ve semah dönmüyorlar?

7-Siz hiç Peygamber ya da Oniki İmamları saz çalarken anlatan veya saz dinleyip semah dönerken anlatan ayet yada hadis biliyor yada duydunuz mu?

8-Peygambere :Sen git ümmetine peygamber ol diyen ses müslüman olabilir mi?Peygamberin Alemlere rahmet olsun diye gönderildiğini bilmeyecek kadar cahil bir kutsal kişi düşünülebilir mi?

9-Dahası bu olayı anlatan herkes diğer müslümanların nezdinde gülünç duruma düşürüldüklerini alay konusu yapıldıklarını görmüyor mu?Yoksa bunu anlatanların bir amacı da bumu?

Hani bir deli bir kuyuya bir taş atarmış ta ,kırık akıllı çıkaramazmış ya ;İşte Kırklar Cemi olayı da böylesine bir deli saçmasıdır.Ama üzücü olan şu ki bu masalla Alevi, halkımız yüzyıllarca uyutuldu,uyuşturuldu ve 12 imamların gerçek yolundan saptırıldı.Alevi olan şunu iyi bilsin ki kim onlara Cem eviyle,saz ile ,içki ile ,dede ile ve semah ile yanaşıyor ve Alevilik budur diyorsa bu kişi ya cahildir yada zalimdir.

Osmanlı da böyle yapmıştı,böyle uyutmuştu kitleleri.Siz bazılarının Osmanlı cemi,semahı yasaklamıştı sözlerine kanmayın 1826 yılına kadar Bektaşilerin hiçbir tekkesi yasaklı değildi ve tam tersi osmanlı tarafından korunuyor ve
destekleniyordu.1826 daki Yeniçeri ordusu katliamlarından sonra bir müddet yasak getirildi ama sonra Abdülaziz döneminde yasak kalktı.Dikkatle bakarsanız İstanbulun işgal döneminde Bektaşi tekkelerinin de anadoluya silah kaçırılma işlerine karıştıklarını görürsünüz yani o tekkeler o dönemlerde dahi açıktı.Sonradan tekke ve zaviyeler kanunu çerçevesinde Cumhuriyet döneminde tekrar yasaklanmıştı ve bunun da Osmanlıyla ilgisi yoktu.

Bu konuda önemli olan cem,semah saz,içki,dede vs gibi olgular Hz.Ali yolunda yoktur.Ve alevilerin uyanışını engellemek isteyen güçler bunları Anadolu aleviliği adı altında ve Kırklar cemi masalı etrafında palazlandırarak Alevi
uyanışının önüne geçmek istemektedirler.Şimdi anladınız mı Diyanetçilerin,İlahiyatçıların,siyasilerin Alevilere cemevi yapmak için neden bu kadar hevesli olduklarını?Hangi ilde cemevi varsa araştırın ,bakın O cemevinin arka planında bu tip insanlar vardır.O zalimlerin bu oyununu bozmanın tek yolu insanlara hakkı her zaman her yerde cesurca anlatmaktır.Fesadın böylesine her yeri kapladığı bir ortamda hakk konusunda susmak günahtır. EĞER SUSARSANIZ ;
UNUTMAYIN VE İYİ BİLİN Kİ ;SİZİN BU SUSMANIZ YÜZÜNDEN SİZLERDEN GELECEK OLAN NESİLLERDE HELAK
OLACAKTIR.kaynak sitesi alevisesi com
Ekleme: November 18, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  
Gönderen Mesaj:
İsim: ALİ özden
Nerden: ÇORUM
E-mail: biralevi@gmail.com
Anadolu Aleviliği Masalı
Ülkemizdeki Ehli Beyt dostları Alevilik konusunda belli kavramlara açıklık kazandıramadıklarından dolayı sıkıntı içerisinde kalmışlardır.Dahası bazı karanlık güçler gerçeklerden korktukları için kavramları birbirine karıştırma yoluna gitmişler ve kafalarda böylece daha da karışmıştır.İşte ANADOLU ALEVİLİĞİ kavramı da sırf kafa karıştırmak ve gerçekleri Alevi halktan saklamak için ortaya atılmış uydurma bir kavramdır.İslamiyetin temeli bizim anlayışımıza göre Kur-an ve Ehli Beyt düşüncesine dayanır.Alevi olmak ise bu düşüncenin temelini oluşturur.Hz.Ali taraftarı olmak demek,Hz.Peygamberin taraftarı olmak demektir.Ve O’nun taraftarı olmak ise Allah’ın lütfettiği çizginin tam üzerinde olmak demektir.Alevilik ,Özel anlamda Hz.Ali ile başlayıp 12.İmamla devam eden İLAHİ BİR YOLDUR.İlahi yolların belirleyici özelliği ise bu yolun ilkelerinin ,kaynağının ilahi olmasıdır.Açıkçası Aleviliğin ilkelerini saptayan Allah’tır ve bu ilkeler Peygamberimiz tarafından insanlığa sunulmuş ve Oniki İmamlarımıza da bu ilkeleri koruma ve yaşatma görevi verilmiştir.İlahi ilkelerin yani hükümlerin KAYNAĞI ALLAH(cc)OLDUĞU İÇİN BU HÜKÜMLERİ KİMSE KAFASINA GÖRE YORUMLAYAMAZ,DEĞİŞTİREMEZ,AÇIKLAYAMAZ.Bu hükümleri açıklayacak olan Allah’ın görevlendirdiği kimselerdir.Bunlar da Peygamberimiz ve On iki imamlarımızdır.İçtihat yolu ise Alimlerin,İslamı pratik yaşama aktarma konusundaki çalışmaları yada hükümleridir.Alevilikle ilgili ilkeler bu nedenle ZAMANA VE MEKANA BAĞLI DEĞİLDİRLER. Her zaman ve her bölgede aynı olmak zorundadır.Dolayısıyla biz ÇİN ALEVİSİYİZ,BİZ JAPON ALEVİSİYİZ, BİZ İTALYAN ALEVİSİYİZ diyerek herkes kendi kafasına ve çıkarına göre bir alevilik anlayışı çıkaramaz. Kaynağı ilahi olmayan düşüncelerde ise durum böyle değildir.Kaynağı insan olan ideolojiler her toplumun kültür,sınır ve bölgesine göre ayrı ayrı aynı başlık altında uygulanabilir,anlaşılabilir ve yaşatılabilir.Örneğin bir sosyalizmi yada kapitalizmi her ülke kendi kültür ve yapısına göre uygulayabilir.Zaten dikkat edilirse pratik yaşamda da böyle olmuştur.Sosyalizmi çin,sovyetler,kübalılar,yugoslavyalılar kendi özel algıları çevresinde yaşamışlar yada yaşamaya çalışmışlardır.Yine kapitalizmde her bölgeye göre bazı unsurlar hariç olmak üzere farklı uygulanabilmiştir.Yine her ülke Ceza yada ticaret kanunlarına örf ve adetlerinden kaynaklanan farklılıklar koymuştur.Yani kaynağı insan olan yasalarda asıl ideoloji bölgenin yaşam şekillerine göre yeni bir sentez halinde ama temel bazı fonksiyonlarını yitirmeksizin uygulanmaktadır.Alevilik ise kaynağı ilahi olduğu için ancak tek bir şekilde anlaşılabilir.Eğer bir toplum alevi yada başka bir deyişle müslüman olmak istiyorsa Aleviliğe yada islama aykırı kültüründen vazgeçmek zorundadır.Aykırı olmayan fikir yada kültürler ise tabiki korunacak ve yaşanacaktır.Örnek verirsek Oniki İmamlarımız dostlarının yetim hakkı yemelerini,içki içmelerini,yalan söylemelerini,harama göz dikmelerini,kumar oynamalarını,hırsızlık yapmalarını vs vs men etmişlerdir.Bu yasakların kaynağı ilahidir.Şimdi birileri çıkıpta bizim toplumumuzda yalan yada hırsızlık iyidir diyemez.Yada bizde içki faydalıdır,töredir diyemez.Diyorsa asıl ideolojiden uzaklaşıyor demektir.İşte ülkemizde Aleviler üzerine oyun oynayan ve Alevileri denetim altına alıp sürüleştirmek ,uyuşturmak isteyen ve başka fikirlere köle ,fedai yapmak isteyenler ‘Biz anadolu Alevisiyiz’diyerek cahili kültür ve fikirlerini mazlum alevi kitlelerine Alevilik diye sunmaya çalışmaktadırlar.Onların alevilik diye sundukları şey’in adı Alevilik değil kültürel temelli yaşam biçimleridir.Biz bu Anadolu aleviliği adı altında sunulan şey’in adına Bektaşilik diyoruz.Bu kültürel sentezden başka bir şey değildir.Anadolu ve anadolu dışındaki uygarlıklar ve şamanlık,zerdüştlük gibi batıl dinler harmanlanarak kültürel bir sentez biçiminde sunulmakta ve adınada anadolu aleviliği denilmektedir.Hz.Ali’nin fikirlerine zıt olan fikirler dahi bu isim altında topluma sunulmaktadır.Alevilik isminin kullanılması taraftar toplama çabasından başka bir şey değildir. Toplum eğer eski kültürlerini yaşatmak istiyorsa tabi ki bu doğal haklarıdır saygı duyarız.Ama kimse kendi kültürel saçmalıklarını yada kültürlerini Hz.Ali’ye yamamaya çalışmasın! İşin içine 12 imamları katmasın.Bu anlamda biz her zaman söyleriz.Eğer cem yapıp saz çalıp semah dönecekseniz tabiki çalın ve dönün ama bu eski şaman türklerinin vede zerdüşt kürtlerinin kültürlerini Alevilik diye sunmayın.İşin içine İslamı,12 imamları yada ibadeti karıştırmayın.Bu çelişkileriniz ortaya konduğunda da biz anadolu alevisiyiz diye uydurma bir kavramı da ortaya atmayın.Anadolu aleviliği ;gerçekleri gizlemek için uydurulmuş bir masaldır.Kim bilerek,isteyerek ve bilinçli bir şekilde bu kavramı kullanarak Alevi halka yöneliyorsa bilin ki o kişi muaviyenin yolundadır;muaviyenin isim değiştirmiş halidir.Çünkü kişiler ölür ama fikirleri yaşar.Ve bilin ki Alevilere dost olan kişi anadolu aleviliği kavramını yada uydurmasını asla ve asla kullanmaz.Alevilerin gerçek dostları kültürel olguları alevilere din diye,ibadet diye yutturmaya çalışmaz. Sonuç;İslam ya da Alevilik her türlü etnik yada kültürel kökenin üzerindedir.İslam ya da Alevilik evrensel çağrıdır.Hiç kimse bu çağrıyı bir ırka yada bir toplumun kültürüne endeksleyemez.
Ekleme: November 18, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  
Gönderen Mesaj:
İsim: ALİ özden
Nerden: ÇORUM
E-mail: biralevi@gmail.com
Hacı Bektaş Kimdir?
Günümüz dünyasında insanlar ve fikirleri çok yoğun teorik baskılar altında olduğu için insanlar fikirlerini netleştirmekte sorun yaşamaktadır.Kavramların ve isimlerin hemen tamamı doğrularla yanlışların iç içe girdiği bir süreçte rahatlıkla tanımlanamaz ve ifade edilemez duruma getirilmiştir.Örneğin bir demokrasi tanımından sosyal demokrasi,liberal demokrasi,burjuva demokrasisi ya da sosyalist demokrasi şeklinde yorumlar çıkabilmekte gerek islam ya da gerek islamın herhangi bir konusu birçok kişi tarafından değişik ifadelerle,tanımlarla sunulabilmektedir.Yine mesela Hacı Bektaş;söz konusu olduğunda da bir çok değişik algılama ortaya atılmaktadır.

Bu fikri karmaşa nedeniyle de insanlar fikirsel olarak netleşememekte ve gideceği hedefe doğru ilerleyemez hale getirilmektedir.Artık kavramları ve isimleri ifade ederken ya da tanımlarken sıfatlardan ve uzun uzun yorumlardan yola çıkmak zorunda kalınmaktadır.

Söz gelimi ‘Ben Aleviyim’ dedikten sonra birçok değişik Alevilik yorumu olduğu ve konu kendi temelinden uzaklaştırıldığı için cümlenin başına ya da sonuna Ehli Beyt’ciyim,Oniki İmamcıyım ya da Caferiyim gibi sıfat ve tamlamalar eklemek zorunluluğu doğmaktadır.

Bu nedenle ülkemizde İslamın ve islami isimlerin ve kavramların ciddi bir şekilde yeniden ele alınması ve tanımlanması,çerçevesinin açık ve net biçimde ortaya konulması gerekmektedir.Bu sorunun çözümünde alimler ve aydınlar öncelikli sorumludurlar,alim ve aydının ya da her iki özelliği üzerinde taşıyan kişilerin bu sorumluluk bilinciyle hareket etmesi titiz olması düşüncelerini net bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir.Aksi taktirde avam ya da halk içinden çıkamayacağı sorunlarla boğuşacak ve belki de doğru yönü hiç bulamayacaktır.

Bu anlamda günümüz sürecinde Hacı Bektaş ismi etrafında yaşanan fikirsel karmaşayı çözmek öncelikli sorunlardan birisi haline de gelmiştir.

Fikirler kişilerin isimleri üzerine inşaa edildiği için kişilerin tanınması ve o kişilerin tarihteki gerçek yerlerine oturtulması önemlidir.

İşte bu çerçevede Hacı Bektaş kimliğinin aydınlatılması amacıyla bu yazıyı kaleme aldım.Onun ne yediği,ne içtiği yada evlenip evlenmediği yada kaç yılında doğduğu türünden sorunları öncelikli sorun saymadığım için bu yazımda Hacı Bektaş’ın SOYU ve YOLU ile ilgili olarak yaptığım tesbitleri öncelikli olarak delilleriyle birlikte sunuyorum.

SOYU.....
Genel bilgi olarak Osmanlı döneminde bazı bölgelerde seyyitlerin tesbiti için SADAT NİKABETİ denilen kuruluşlar kurulmuş ve başlarına NAKİB’UL EŞRAF denilen kişiler atanarak; iki şahit getiren bir çok kişiye Seyyit olduğuna dair SİYADET BERATI denilen belgeler verilmişti.Bu belgeyi alanların çoğaldığı fark edildiğinde kurumun faaliyetleri durduruluyordu.Seyyitlerin tesbiti konusunda osmanlı son derece ciddiyetsizce ve çelişkili hareket etmiş ve Kur’ansal bir kurumu ve içeriğini sulandırmış ve kendi zemininden uzaklaştırmıştır.Bu anlamda tutulan SECEREYİ TAYYİBE defterleri de doğal olarak güvenilirlikten uzaktı.

Hacı Bektaş’tan bahseden 13 ve 14.yüzyıla ilişkin vakfiyeler ve bazı el yazmaları ondan bahsederken HACI BEKTAŞ EL HORASANİ tanımını kullanmaktadır.Hatta Hacı Bektaş’a ait olduğu genel kabul gören MAKALAT nüshalarında sunuş kısmında :’SULTAN HACI BEKTAŞ EL HORASANİ RAHMETULLAHİ ALEYH BÖYLE BEYAN KILARIMKİ’ denilmekte ve Seyyitlik iddiası bulunmamaktadır.Yine bazılarının Hacı Bektaş’a ait olduğunu kabul ettiği ŞERHİ BESMELE isimli eserde de ‘KİTAB-E TEFSİR-E BESMELE MAKALAT HACI BEKTAŞ RAHMETULLAH’diye sunulmakta ve seyyitlik iddiası bulunmamaktadır.

Hacı Bektaş’ın Seyyitliğine ilişkin anadoludaki ilk kaynak 1481-1501 yılları arasında Osmanlı padişahı 2.Bayezid’in emriyle sarayda Firdevsi Tavil tarafından hazırlanan HACI BEKTAŞ VİLAYETNAMESİDİR.Bu eser halka Hacı Bektaş’ı VELİ,SEYYİT ve KAREMAT SAHİBİ olarak tanıtmak amacıyla onun ölümünden yaklaşık 300 yıl sonra yazdırılmış masalımsı huviyette ve hiçbir kaynak vermeksizin hazırlanmış bir eserdir.

Nitekim bu eserden sonra Hacı Bektaş anadoluda SEYYİTveVELİ olarak tanınmış,2.Bayezid’de VELİ olarak kabul görmüştür.Vilayetname yazarı Hacı Bektaş’ı 3 isimle İmam Musa Kazım’a bağlayarak Seyyit ilan etmiştir.Ancak buradaki naklin matematik hesabıyla doğru kabul edilmesi mümkün değildir.Bunu fark eden kimliği belirsiz biriside bazı Vilayetname nüshalarının bu bölümünün kenarına fazladan isimler ekleyerek 10 isim yazıp aradaki zaman farkını kapatmak istemiştir.

Ancak ne var ki gerek bu 3 ismin ve gerekse orijinal el yazmalarına zaman farkını kaldırmak için sonradan eklenen 10 ismin uydurma olduğunu ilk olarak Rahmetli Gölpınarlı tesbit etmiş ve Hacı Bektaş Vilayetnamesinin tercümesini yaptığı kitabında bu isimlerin ve iddiaların ‘Dönemin geleneklerinin zorlamasından kaynaklanan’ uydurmalar olduğunu belirtmiştir.(1)



Anadoluda yazılan hemen tüm kaynaklar bu bahsettiğim Hacı Bektaş Vilayetnamesinden hareketle yazılmış olup buradaki iddiaları tekrardan öte gitmezler.Dolayısıyla da temel kaynak kabul edilen Hacı Bektaş Vilayetnamesi masalımsı ve çelişkilerle dolu olup hiçbir doğru kaynağa da dayanmadığı için üzerine bina edilen tüm fikirlerde en baştan beri dayanaksız,temelsiz bulunmaktadır.



Anadolu dışındaki kaynaklarda ise ilk olarak Abd er Rahman b.abd el Muhsin el VASITİ’NİN eseri olan ‘TİRYAKU’L MUHİBBİN’ de sadece bir cümleyle :’HORASANLI SEYYİD HACI BEKTAŞ ANADOLUYA YERLEŞMİŞ OLUP AHMED EL YESEVİ YOLUYLA EBU BEKİR EL SIDDIKA ULAŞIR’(2) denmektedir.74 sayfalık bu eser 1887 tarihinde Mısır’da basılmış olup 1342 yılında ölen Vasıtinin böyle söylediği iddia edilir.Eser Rufai şeyhinin menkıbelerini anlatma amacıyla yazılmış olup Vilayetnameden farksız bir anlatımla sünni Ahmet Er Rufai’nin kerametlerini! anlatmaktadır.Tamamen Sünni anlayışın övüldüğü ve sünni tarikat ve tasavvufcuların isimlerinin de anıldığı eserde hemen herkes Seyyit diye takdim edilmektedir.

Hiçbir temele dayanmaksızın sünni tüm tarikat şeyhlerinin Seyyit ilan edildiği bu kaynak elbette ciddiye alınamaz.

Bu bahsini ettiğim Hacı Bektaş vilayetname nüshaları yada yazmaları dışında bunlardan esinlenen birçok kaynakta bu iddialar yüzyıllardır sürekli tekrarlanır durur.Öyle ki artık anadolu halkı bu konuda öylesine şartlandırılmıştır ki şifai anlatımlarda Hacı Bektaş’ın seyyitliği ön kabul görmüştür.



Özetlersek;
1-Bir kere Hacı Bektaş için seyyit diyen kaynaklar kendi içinde tutarsızdırlar.Bu kaynakların kimi onu İmam Musa Kazım’a kimide İmam Rıza’ya bağlarlar.Dahası tüm bu kaynaklar aradaki süreyi doldurmak için verdikleri isimler konusunda da birbirinden farklıdırlar ve yine isimlerin sayıları da farklıdır.Kimi 4 isimle kimi 7 kimi 11 isimle onu adı geçen imamlara bağlama çabası içindedirler.

2-Yine isimler ve sayılarla bu çaba içerisine giren kaynakların hiçbirisi bu isim ve sayıları aldığı temel secere kaynağının ismini veremez.Çünkü sayılarda isimlerde çoğunlukla kulaktan duyma ve uydurmadır.

Aynı çelişkiler ondan seyyit olarak ilk bahseden tiryakül muhibbin ve Hacı Bektaş vilayetnamesi içinde geçerlidir.Tiryakül muhibbinde isim,sayı ve kaynak verilmeksizin seyyit ilan edilirken

Bu eserde ismi geçen şahısların hemen hepsinin de seyyit kabul edildiği eserin sünni tasavvufi bir anlayışla yazıldığı ve Hacı Bektaş’ın Ebu Bekir’e bağlandığı görülecektir.

Hacı bektaş vilayetnamesinde ise 4 isim verilir ancak kaynak verilmez. 4 isimle İmam Musa kazım’a ulaşmanın mümkün olmadığını düşünen biriside bu isimlere 7 isim daha ekleyerek amacına ulaşmak istemiş ancak durumu vilayetname şerhinde inceleyen rahmetli Gölpınarlı bunların uydurma olduğunu tesbit etmiştir.

Zaten Hacı Bektaş vilayetnamesini ve diğer vilayetnameleri okuyan herkes bunların masal kitabından farksız olduğunu anlayacaktır.Taşı ekmek yapabilen!,bir erkeğe çocuk doğurtan !güvercin kılığında uçabilen !hacı bektaş’ın bunları yapabilmesi ! için tabi ki seyyit !olması gerekiyordu,Hacı Bektaş vilayetnamesinin mantığı budur.

3-Dahası anadolu sünni din geleneğinde tanınmış din adamlarının seyyit yapılması geleneği de bulunmaktadır.Bu durum Osmanlının çabalarıyla inanılmaz düzeylere çıkmıştır.Tasavvufi tarikatların takipçilerinin hemen tamamı önde gelenlerinin seyyit olduğuna inanır.Yine bunlardan birisi Abdülkadir Geylanidir.Hiçbir kaynak ve belge olmaksızın tıpkı hacı bektaş gibi Geylani de seyyit olarak bilinir.Yine bir başka ünlü Ahmet Yeseviyide hiçbir temeli olmaksızın Seyyit kabul eden kaynaklar vardır.Bu isimlere Ahmed er rufai,Ahmed bedevi,İbrahim Dusiki ,Sa’düddin cibavi gibi sünni tarikatların önde gelenlerinden birçok isim daha eklenebilir.

4-Hacı bektaşın kardeşinin isminin Menteş yada mintaş olduğu düşünülürse ve tüm kaynaklarda ilk dönemden bu yana Bektaş isminin kullanıldığı düşünülürse Hacı bektaşın lakabının değil gerçek isminin Bektaş olduğu bellidir.Bu anlamda isim bilim bakımından Menteş ve Bektaş ses uyumu içindedir.

Anadolu dışında seyyitlerin secerelerinin kaydedildiği ciddi belgelerde Bektaş ismine rastlanılamaz,böyle bir isim secere bilgilerini veren kaynaklarda yoktur.

Yine Gölpınarlı gibi bu konuda araştırma yapan ciddi araştırmacılardan E.Coşan da ‘Hacı Bektaş Makalatında’Seyyitlik konusundaki iddiaları ‘sağlam ve tatmin edici olmaktan uzak’bulmakta yine E.R.fığlalı da ‘Türkiyede alevilik Bektaşilik’isimli kitabında ‘durumun devrin geleneğine uyularak hacı bektaş’a seyyit sıfatının verilmek istenmesinden kaynaklandığını’belirtmektedir.Y.Nuri ÖZTÜRK ise’Tarih boyunca Bektaşilik ‘isimli eserinde verilen secerelerin ‘Tarih açısından gerçekliğini tahkik ve tesbitin mümkün olmadığını......şöyle veya böyle,bu mesele,yeni vesikaların zuhuruna kadar,ortada kalmaya mahküm bulunmaktadır’diyerek tereddütünü ifade etmektedir.



Hemen tüm kaynakların Hacı Bektaş’ın seyyitliğini 1480-1500 lü yıllarda sarayda yazdırılan Hacı bektaş vilayetnamesine dayandırdığı ve Vilayetname’nin de çelişkilerle dolu masalımsı ve hiçbir ciddi kaynağa dayanmayan dahası kaynakta göstermeyen,söylentilerin derlendiği bir eser olduğu ,anadolu dışındaki secerelerde de Bektaş ismine rastlanmadığı ve yazılan hiçbir eserde de başka ciddi ve güvenilir kaynak verilmediği ve verilen isim ve sayılarında kendi içlerinde çelişkili olduğu ve gerçeklerle ilgisi olmadıkları birlikte düşünüldüğünde Hacı Bektaş’ın seyyitliği iddiasının havada kaldığı,uydurma olduğu açıkça görülmektedir.

Dolayısıyla Hacı bektaş’ın seyyitliğini iddia edenlerin yukarıda anlattığım çerçevede ve bugün bilinen kaynaklar çerçevesinde yanıldıklarını söyleyebiliyoruz.

Günümüzde kanıt olarak gösterilen kaynaklar dışında kanıt yada kaynak yok ise Hacı Bektaş seyyit değildir.Yeni CİDDİ VE GÜVENİLİR bir kaynak gösterilir ya da bulunur ise konu tekrar ciddiyetle incelenebilir.



HACI BEKTAŞ’IN YOLU


Bir insanın ideolojik çizgisini öncelikle yazdığı eserlerden ve hayatına yansıyan pratiklerden yola çıkarak tanıyabiliriz.Eğer söz konusu kişi tarihi bir kişilikse bu durumda başka şahısların onun hakkındaki düşünceleri de bizim için kaynaktır.

1-MAKALAT DİKKATE ALINDIĞINDA DURUM:
Konu Hacı Bektaş olduğuna göre ona ait olduğu genel kabul gören MAKALAT bu konuda öncelikli olmaktadır.Makalat ‘Sözler’ anlamına geliyor.15.yüzyıl ortalarına doğru yazılan ve Hacı Bektaş’ın sözleri diye taktim edilen ve Sait Emre isimli bir kişi tarafından kaleme alındığı belirtilen bu eser hemen tüm araştırmacıların Hacı Bektaş’a ait olduğunu kabul ettikleri bir eserdir.Eseri kimin tercüme ettiği,orjinalinin arapça mı Türkçe mi olduğu tartışmalarına girmeksizin irdeliyorum

Eserde karşımıza genel İslami deyimler,kavramlar,konular ve şahıslar çıkıyor.Bu anlamda bu sözlerin müslüman birisine ait olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz.

Eserde genel olarak sünni tasavvufcuların kullandığı 4 kapı,kırk makam felsefesi anlatılıyor.Yine ele alınan tüm konular sünni islami anlayış çerçevesinde değerlendiriliyor ve işleniyor.Örneğin:Şeriatın ilk makamı iman anlatılırken ‘Hayır ve şerrin Allahtan olduğuna inanmak’gerekir deniyor.Şeriatın 7. makamı ‘Sünneti cemaat olmaktır’ deniliyor.

Hakikatın makamları anlatılırken :’Bir müslüman Hz.Muhammed’(Sav)in sahabelerinden birisini haksız bilse işlediği bütün ameller heba olur’deniyor.Yine Mesela Kültür bakanlığınca yayınlanan(3) orijinal nüshada’Muhammed baş parmak,Ebu bekir şehadet parmağı,Ömer orta parmak,Osman teharet parmağı,Ali serçe parmak gibidir‘deniliyor.Ki bu konularda bilgi sahibi olanlar tüm bu cümlelerin sünni islami anlayış sahibi birisi tarafından söylenebileceğini bilir.

Yine Makalat’da 12 imamlardan kaynak verilmediği de göz önüne alınırsa Makalat’ı yazanın yada yazdıranın sünni olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor.

2-ŞERHİ BESMELE DİKKATE ALINIRSA :
Manisa kitap sarayında 1985 yılında araştırmacı Rüştü Şardağ tarafından bulunan eserin başlığında :’Kitab-e tefsire-besmele makalat hacı bektaş rahmetullah’diye yazıyor ve Cafer b.hasan tarafından 1423 yılında kaleme alındığı bilgisi veriliyor.Araştırmacıların yine çoğu bu eserin Hacı Bektaş’ın sözlerinden oluştuğunu kabul ediyor.

Bu eserde de tıpkı Makalat’da olduğu gibi İslami kavram ve konular sünni tasavvufi anlamda işleniyor.Örneğin:’ İnananlara cennette Allah’ın yüzünün !!! gösterileceği !!! anlatılıyor.Sünni saltanatçı ve tasavvufculardan bahsediliyor.Ve yine 12 imamlardan kaynak ya da alıntı yapılmıyor.

Şerhi Besmele yazanın yada yazdıranın Sünni olduğu gerçeğini rahatlıkla görebiliyoruz.

3-OSMANLI SULTANLARININ BAKIŞI DİKKATE ALINIRSA:


Bugün pirevi diye bilinen yerdeki türbe ve yatırların Osmanlı sultanları’ Murat gazi,Orhan gazi,1.Murat,2.Murat,2.Bayezid,Abdülaziz’dönemlerinde yapıldığına ilişkin birçok osmanlı kaynağı bulunuyor.(4)

Bu anlamda Osmanlı padişahlarının hemen tamamının pirevine saygı duyduğu ,desteklediği biliniyor.Hatta bunlardan 2.Bayezid’in ve Abdülazizin Bektaşi olduğu ve Yavuz Selim’inde bizzat türbeyi ziyaret ettiği sürekli olarak söyleniyor,yazılıyor.Hatta Mengüç küpeyi Pirevi ziyaretinde takıp Bektaşi olduğu da doğru veya yanlış anlatılıyor.

Yine Vakayi Hayriye diyede bilinen 1826 olaylarında Yeniçeriliği kaldıran ve bağ nedeniyle İstanbuldaki Bektaşileride dağıtan 2.Mahmut en çok kızdığı bu anda dahi Hacı Bektaş türbesine zarar verilmesini önlüyor,türbeyi koruyor,yaşatıyor,destekliyor.

Ve yine Hacı Bektaş türbesi ve vakfiyesi Osmanlının tüm sultanlarınca Ayrıcalıklı vakıf olarak besleniyor ve ödenek ayrılıyor.

Sünni kimliği kuruluşundan bu yana giderek keskinleşen ve o oranda da Alevilere ‘Kızılbaş ya da rafizi’diye saldıran bu sultanların Hacı Bektaş söz konusu olduğunda sevgi ve saygı beslemelerinin bir anlamı yok mu ? diye soruyorum.

Eğer çıkış ya da bakış noktamız Osmanlı sultanlarına dayanacak ise Hacı Bektaş’ında sünni olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor.

4-YENİÇERİ VE BEKTAŞİ BAĞI DİKKATE ALINIRSA:
Yeniçerilik Osmanlı tarafından silahlı ordu olarak kurulurken ,hem osmanlıya asker yetiştirmek ve hem de yabancı unsurları eğitmek amaç ediniliyordu.Ve Osmanlının temelde iç vurucu güç olarak tasarladığı bu örgütlenme Hacı Bektaş’a bağlanıyordu.Yeniçeri ocağındakiler kendilerine Pir olarak Hacı Bektaş’ı seçmişlerdi.Yeniçeri ağasına AĞAA-YI BEKTAŞİYAN ,ocaktakilerede TAİFE-İ BEKTAŞİYAN deniliyordu.Yeniçeri divanında Hacı Bektaşın ismi geçtiğinde Yeniçeri ağaları saygıyla ayağa kalkıyorlardı(5)

Yeniçerilere HACI BEKTAŞIN KÖÇEKLERİ de deniliyordu (6)

Yeniçerilerin söyledikleri gülbenklerde Hacı Bektaş ismide sürekli bulunuyordu.Hatta son dönemlerde Yeniçerilerin hemen hepsi bektaşi ve önderleride Masondu.(7)

Yeniçerilerin her Alevi katliamına katıldıkları ve ön safta oldukları göz önüne alınırsa onların bağlandığı pir’in alevi olması mümkün müdür ?

Sünni Osmanlının ,Alevi katliamlarında sürekli rol alan Yeniçeri ordusunun Alevi bir pir’e bağlanması mantıklımıdır?

Buradan da anlaşılıyor ki Hacı Bektaş sünni bir din adamıdır.Ve Osmanlıda bu nedenle kendi ordusundan bir grubu Hacı Bektaş’a bağlamayı çelişki olarak görmemiştir.Bu bağ hiç eleiştirilmemiş ve genel kabul görmüştür.Çünkü Hacı Bektaş ta sünnidir.

5-OSMANLI DİN ADAMLARININ GÖRÜŞLERİ DİKKATE ALINIRSA:
Osmanlının hemen bütün din adamları Hacı Bektaş söz konusu olduğunda sevgi ve saygılarını ifade ederler.Aleviler ve alevilik söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayan ve ‘Rafızi,kızılbaş’diyerek Katl fermanları verenler Hacı Bektaş söz konusu olduğunda övgüden başka cümle kullanmazlar.Bektaşiliğin darbe aldığı 1826 olaylarında bile Alimler meclisi ! ‘Hacı Bektaş’a kattiyetle sözümüz yoktur’(8-i.hakkı uzunçarşılı,1/566)demiştir.

12 İmamların ismini bile anmayan Osmanlının din adamları nedense !!! Hacı Bektaş’ı çok severler.Bugün de aynı süreç yaşanmaktadır.12 imamlardan bahsetmemek için her çabayı harcayan din adamları! Hacı Bektaş söz konusu olduğunda nedense bülbül kesilirler.

Tüm bunların Hacı Bektaş’ın da sünni olmasından başka izahı olabilirmi?

6-YESEVİ İLİŞKİSİ DİKKATE ALINIRSA:
Aslında Ahmed Yesevi ile görüşmesi doğum ve ölüm tarihleri ile mümkün olmamasına rağmen Hacı Bektaş Vilayetnamesi ve diğer kaynaklar Hacı Bektaş’ı anadoluya Ahmed Yesevinin gönderdiğini ve onun halifesi olduğunu sürekli olarak tekrarlarlar.Olay doğru veya yanlış olsun Hacı Bektaş ile Ahmet Yesevi arasında bir bağ olduğu sürekli olarak kabul görmüştür.

Ahmed Yesevinin ve beslendiği okulun sünni olduğu dikkate alınırsa buradan da Hacı Bektaş’ın sünni olduğu ortaya çıkmaktadır.

7- VE BİR İTİRAF :
Bektaşi ileri gelenlerinden ya da dönemin dede babası,halifesi Cemallettin Çelebi 1915 li yıllarda Bektaşiliği eleştirenlere cevap vermek üzere MÜDAFAA isimli bir eser yazar.Çelebi efendi bu eserinde :

‘İstanbul’a gelişim yanlış anlaşılmıştır.Oysa ki amacım meşrutiyete ulaşmamız nedeniyle sevgili padişahımızın yüce ayak tozlarına yüz sürüp kutlamak idi...........Geçmişte ve şu anda var olan çelebiler,sünni mezhebe ve topluluğa,Hz.Pir efendimizin gittiği doğru yola bağlanmış ve onu izlemişlerdir’der(9)

Dönemin sünni müslüman tüm tarikat önderleriyle de samimi ilişkileri olan Bektaşilerin en büyük önderi 1915 ler de Hacı Bektaş’ın ve kendisinin Sünni olduğunu söyleyip hem de yazarken bunu bir itiraf olarak dikkate almayalım mı?

Hacı Bektaş sünnidir ve bunu Bektaşi ileri gelenleri bilmektedir.

SONUÇ.... :
Hacı Bektaş’ın sözleri olarak kabul edilen Makalat ve Şerhi Besmele düşünüldüğünde,

Osmanlı sultanlarının ve din adamlarının Hacı Bektaş’a ve Alevilere bakışları birlikte incelendiğinde ve Hacı Bektaş’ın Yesevi ve Yeniçeri ilişkileri birlikte değerlendirildiğinde

dahası Bektaşilerin en önemli kabul ettikleri dedebaba Cemallettin çelebinin bizzat yazdığı ve İtirafları diye sunduğumuz bilgiler de göz önüne alınırsa ;Hacı Bektaş’ın Sünni kimliği açıkça ortaya çıkmaktadır.

Zaten tarihe ve yazılanlara dikkatle bakılırsa hiçbir osmanlı padişah yada din adamının ve cumhuriyet dönemi sünni hiçbir araştırmacının Hacı Bektaş’a ‘Kızılbaş,Rafizi,Şii yada Alevi ‘demediği görülecektir.

Hacı Bektaş’a hiçbir zaman Kızılbaş demeyenlerin konu Pir Sultan,Şah Kulu,Veli Baba vs olduğunda kızılbaş demekten hiç çekinmedikleri de ayrı bir gerçekliktir.

Son cümlede Hacı Bektaş’ın sünni kimliği bir yana onun ölümünden tahmini 2 asır sonra Osmanlı padişahı 2.Bayezid tarafından örgütlenmesi Balım Sultan isimli ne idiği ! belirsiz bir tasavvufçuya kurdurulan Bektaşilik tarikatı ya da merkezide zamanla Hacı Bektaş’ın orijinal düşüncelerinden sapmış ve günümüzde içinde her türlü fikrin bulunduğu bir KÜLTÜREL SENTEZE dönüşmüştür.Gerek Hacı Bektaş’ın sünni kimliği ve gerekse Bektaşiliğin tarih içindeki yolculuğu konusunda detaylı inceleme ya da kanıt isteyenlere T.Şahin’in kitabına (10) bakabilirler.

Sonuç olarak Hacı Bektaş sünni bir mutasavvıftır.Şimdi bir alim olarak günümüz kaynaklarının incelenmesi sonucunda tesbit ettiğimiz bu gerçeği halkın hoşuna gitmeyecek diye saklayacak mıyız ? Peki bu durumda Hacı Bektaş ismini kitleleri 12 imamlardan uzaklaştırmak için sürekli gündemde tutan hak düşmanı karanlık zihniyetlerin ekmeğine yağ sürmüş olmuyor muyuz? Bunu mahşeri vebalini hangi alim ya da aydın üstlenebilir?

Anadoluda yaşayan mazlum Alevi halkının 12 imamların bilgilerine ulaşmasını önlemek için bazı karanlık güçlerin Hacı Bektaş ismini ve onun ismi üzerine monte ettikleri Bektaşiliği ön planda tutup tampon yaptıklarını ne zaman göreceksiniz?

Bizler halk sevsin veya sevmesin sadece hakkı ,sadece doğruları söyleyeceğiz.Bizim ışığımız Emirel Müminin Hz..Ali (As) buyuruyor ki:’ Hak olun az olun umulur ki bir gün çoğalırsınız.’



KAYNAKÇA
1-A.Gölpınarlı ,Vilayetname,İnkılap kitabevi,1990 ist,sh:100

2-İstanbul Üniversitesi kütüphanesi,NO:78651

3-Prof.Esat Coşan,Makalat-Hacı Bektaş veli,1990 kültür bakanlığı yay.sh:46

4-B.Noyan ,pirevi,sh:6 ve Cumhuriyet gazetesi Hacı Bektaş özel eki,16.08.1995

5-J.K.Birge,Bektaşilik,sh:85

6-Tarihi Cevdet,

7-E.Ramsaur,Jön Türkler sh:132

8-İ.Hakkı.Uzunçarşılı,1/566

9-N.Birdoğan,Müdafaa,Berfi n yay,Sh:46-49

10-Teoman Şahin,Alevilere söylenen yalanlar-1,Bektaşilik soruşturması,
Ekleme: November 18, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  
Gönderen Mesaj:
İsim: dpsgpycs
Nerden: jggbfjay
PROSTATE CANCER THERAPY
Ekleme: November 17, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  
Gönderen Mesaj:
İsim: zdejipov
Nerden: bssdwsqs
Cialis Generic Fast
Ekleme: November 17, 2009 Mesajı Sil  Cavap Yaz  IP Adresine Bak  

<< ilk sayfa  |  < Önceki  |  1 2 3 4 5 6 7 8 9  |  Sonraki >  |  En Son >>